Creation Details
Panel prompts:
  1. #1SON EJDER KANI Birinci Bölüm: Eve Dönen Gölge Gökyüzü kurşuni bulutlarla kaplıydı. Siyah demir kapılar yavaşça açılırken Melis, aracın camından dışarı baktı. Yıllardır yalnızca fotoğraflarda gördüğü malikâne karşısında yükseliyordu. Yalçınkaya Malikânesi... On yedi yıl boyunca hayalini kurduğu yer. On yedi yıl boyunca kendisinden çalınan yer. Melis aracın kapısı açılınca yavaşça dışarı çıktı. Siyah elbisesinin etekleri rüzgârla hafifçe savruldu. Boynundaki siyah ejder yeşim kolyesi sessizce parladı. Yüzünde sakin bir gülümseme vardı. Ama kalbinin derinliklerinde yanan öfkeyi kimse göremiyordu. "Şimdilik..." diye düşündü. "Henüz hiçbiriniz gerçek düşüncelerimi bilmeyeceksiniz." Malikânenin önünde birkaç kişi bekliyordu. Orta yaşlı bir adam. Zarif görünümlü bir kadın. Ve onların yanında duran genç bir kız. Berna. Melis onu ilk kez canlı olarak görüyordu. Berna'nın yüzünde tedirgin bir gülümseme vardı. Melis ise yalnızca nazikçe başını eğdi. Adam öne çıktı. "Melis..." Sesinde suçluluk vardı. "Ben babanım. Hakan Yalçınkaya." Melis yavaşça gülümsedi. "Memnun oldum." Adamın yüzü bir anlığına dondu. Sanki "baba" kelimesini duymayı beklemişti. Ama Melis bunu vermedi. Henüz değil. Kadın gözleri dolarak yaklaştı. "Ben de annenim... Selin." Melis kadına baktı. Yıllarca onu merak etmişti. Onu özlediğini sanmıştı. Ama şimdi karşısında duran kadın bir yabancı gibiydi. "Memnun oldum hanımefendi." Selin'in yüzündeki gülümseme titredi. Berna araya girdi. "Ben... Berna." Melis ona döndü. Yüzünde sıcak bir ifade vardı. "O halde sen benim yerime büyüyen kızsın." Berna'nın rengi soldu. "Ben... bunu isteyerek yapmadım." Melis hafifçe güldü. "Elbette yapmadın." Ama gözlerinin derinliklerinde kısa bir anlığına soğuk bir ışık belirdi. Kimse fark etmedi. Bir süre sonra büyük salonda oturuyorlardı. Salonun ortasında uzun bir masa vardı. Sessizlik ağırlaşınca Hakan konuştu. "Melis... Sana açıklama borçluyuz." "Dinliyorum." Selin derin bir nefes aldı. "Doğduğun gece büyük bir saldırı yaşandı." "Saldırı mı?" "Evet." Hakan başını salladı. "Ailemizin düşmanları vardı." Melis sakin görünmeye çalışıyordu. "Sonra?" "Yangın çıktı." "Ve beni kaybettiniz." "Maalesef." Melis masaya baktı. "On yedi yıl boyunca beni aradınız mı?" Odada sessizlik oluştu. Kimse hemen cevap veremedi. Bu cevap bile yeterliydi. Melis içinden acı acı güldü. "Demek ki aramadınız..." Ama dışarıdan hâlâ nazikti. "Anlıyorum." Selin şaşkınlıkla baktı. "Kızgın değil misin?" Melis başını yana eğdi. "Neden olayım?" Berna huzursuzca yerinde kıpırdandı. Melis bunu fark etti. Ve özellikle ona döndü. "Sen de zor durumda kalmış olmalısın." Berna gözlerini kaldırdı. "Ne demek istiyorsun?" "Bir gün ortaya çıkabilecek gerçeklerden korkarak yaşamak kolay değildir." Berna'nın elleri titredi. "Ben kimsenin yerini çalmadım." "Ben de öyle söyledim zaten." Sesi o kadar sakindi ki kimse altında yatan iğneyi hissedemedi. Akşam ilerledikçe sohbet devam etti. Hakan sonunda önemli soruyu sordu. "Melis." "Evet?" "Buraya neden geldin?" Salondaki herkes ona baktı. Berna özellikle cevabı merak ediyordu. Melis birkaç saniye düşündü. Sonra gülümsedi. "Çünkü ailemi tanımak istedim." Yalan söylemek bazen gerçeği söylemekten daha kolaydı. Hakan rahatladı. Selin'in gözleri doldu. Berna ise hâlâ ikna olmamış görünüyordu. "Gerçekten sadece bu yüzden mi?" Melis ona baktı. "Başka hangi sebep olabilir ki?" Berna cevap veremedi. Çünkü Melis'in yüzündeki ifade kusursuzdu. Nazik. Masum. Samimi. Tam da olması gerektiği gibi. Gece olduğunda Melis kendisine verilen odaya çıktı. Kapıyı kapattı. Gülümsemesi yavaşça silindi. Pencereye yürüdü. Malikânenin bahçesine baktı. On yedi yıl... On yedi yıl boyunca başka biri onun yerinde yaşamıştı. Başka biri onun soyadını taşımıştı. Başka biri onun ailesine "anne" ve "baba" demişti. Melis boynundaki siyah ejder kolyesini tuttu. Bu kez yüzünde soğuk bir ifade vardı. "Sabırlı olacağım." Sessizce konuştu. "Kimse gerçek niyetimi öğrenmeyecek." Rüzgâr pencereye vurdu.
  2. #2İkinci Bölüm: Dört Ejderin Dönüşü Sabah güneşi Yalçınkaya Malikânesi'nin yüksek pencerelerinden içeri süzülüyordu. Melis odasının balkonunda durmuş, bahçeyi izliyordu. Bir gün geçmişti. Sadece bir gün... Ama artık şunu anlamıştı: Bu evde herkes bir şeyler saklıyordu. Özellikle Berna. Dün gece koridorlarda dolaşırken hizmetçilerin fısıltılarına kulak misafiri olmuştu. Bugün büyük bir aile toplantısı yapılacaktı. Ve ailenin diğer üyeleri de gelecekti. Özellikle de... Abileri. Melis bunu duyduğunda şaşırmıştı. Kimse ona dört ağabeyi olduğunu söylememişti. Öğleden sonra malikânenin önünde siyah araçlar birbiri ardına durmaya başladı. Selin Hanım heyecanla ayağa kalktı. "Geldiler..." Hakan gülümsedi. "Sonunda bütün aile bir arada olacak." Berna'nın yüzünde ise gergin bir ifade vardı. Melis bunu fark etti. "Demek onların gelmesinden hoşlanmıyorsun..." Kapılar açıldı. İlk giren genç adam yaklaşık yirmi altı yaşlarındaydı. Uzun boylu değildi. Orta boyluydu. Koyu kahverengi saçları dağınık haldeydi. Yuvarlak gözlükleri yüzüne akademik bir hava katıyordu. İnce yapılıydı. Elinde kitap taşıyordu. Hakan gülümsedi. "Melis, bu en büyük abin." Genç adam başını eğdi. "Ben Aras." Sesi sakindi. Düşünerek konuşan insanların sesine benziyordu. Melis elini uzattı. "Memnun oldum." Aras hafifçe gülümsedi. "Ben de." İkinci gelen kişi tam tersiydi. Kapıdan girer girmez bütün salonun havası değişti. Yaklaşık bir doksan boyundaydı. Omuzları genişti. Kısa kumral saçları vardı. Sol kaşının üzerinde eski bir yara izi bulunuyordu. Sporcu vücudu dikkat çekiyordu. Yürüyüşü bile asker gibiydi. "Demek sonunda geldin." Bu sözleri doğrudan Melis'e söyledi. Melis gözlerini kırptı. "Merhaba." Adam kollarını bağladı. "Ben Kaan." Selin iç çekti. "Kaan biraz sert görünür." "Biraz mı?" diye mırıldandı Aras. Kaan onu duymazdan geldi. Üçüncü gelen genç adam ise bambaşka biriydi. Bakımlı siyah saçları geriye taranmıştı. Zümrüt yeşili gözleri dikkat çekiyordu. Pahalı görünen açık renk takım elbisesi vardı. Gülümsediği anda odadaki hizmetçiler bile heyecanlanmış görünüyordu. "Ah..." Genç adam Melis'i görünce durdu. "Demek küçük kız kardeşim sensin." Melis kaş kaldırdı. "Küçük mü?" Adam güldü. "Tamam, pek küçük sayılmazsın." Sonra elini uzattı. "Ben Emir." En son gelen kişi ise herkesi şaşırttı. Sessizce içeri girdi. Uzun beyaz saçları omuzlarına kadar uzanıyordu. Açık gri gözleri vardı. Yüzü diğer kardeşlere göre daha soğuk görünüyordu. Üzerinde tamamen siyah kıyafetler bulunuyordu. Kimseyle konuşmadı. Doğrudan pencerenin yanına geçti. Melis istemsizce onu izledi. Adam bir süre sonra dönüp baktı. Göz göze geldiler. Bir saniye. İki saniye. Sonra adam konuştu. "Bu kız." Herkes ona döndü. "Gerçekten Yalçınkaya." Salondaki hava değişti. Melis ilk kez dikkat kesildi. "Adın nedir?" diye sordu. Adam kısa cevap verdi. "Rüzgâr." Aile üyeleri büyük masanın etrafında toplandı. Melis sessizce otururken herkes onu inceliyordu. Özellikle Kaan. Sonunda dayanamadı. "Bir şey soracağım." Melis ona döndü. "Buyur." "On yedi yıl boyunca neredeydin?" Berna hemen araya girmek istedi. "Kaan..." Ama Melis konuştu. "Yetimhanede büyüdüm." Sessizlik oldu. Kaan'ın yüzündeki sert ifade bir anlığına kayboldu. "Zor olmuştur." "Oldu." "Bizden nefret ediyor musun?" Salondaki herkes cevap bekliyordu. Melis'in dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu. "Hayır." Yalandı. Ama bunu kimsenin bilmesine gerek yoktu. Emir dikkatle onu izliyordu. "İlginç." Melis ona baktı. "Nesi ilginç?" "Çünkü benim yerinde olsam nefret ederdim." Kaan başını salladı. "Ben de." Aras gözlüğünü düzeltti. "Muhtemelen ben de." Melis güldü. "Belki ben fazla sakinimdir." Rüzgâr ilk kez konuştu. "Hayır." Herkes ona döndü. Rüzgâr'ın gri gözleri Melis'in üzerine kilitlenmişti. "Sen sakin değilsin." Salonda sessizlik oluştu. Melis'in kalbi ilk kez hızlı attı. "Öyle mi?" "Hayır." Rüzgâr başını yana eğdi. "Sen sadece ne düşündüğünü göstermiyorsun." Berna'nın yüzü aniden gerildi. Melis ise gülümsedi. "Belki." İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Art Style: Korean Digital
Color Mode: Full Color
Panels: 2
Created: